Siz de Xoyun'da editör olmak, oyunlar hakkında bilgilerinizi paylaşmak ister misiniz? Bize yazın: iletisim@xoyun.com   -  
23 Kasım 2008 Pazar 13:27
Alone in the Dark (2008)
OYUN TÜRÜ
: Gerilim-Korku
YAPIMCI
: Eden Games
DAĞITICI
: Atari
EDİTÖR
OYUNCU SAYISI
: Min: 1 Max: 1
ONLİNE DESTEĞİ
: YOK
RESMİ SİTESİ
ÇIKIŞ TARİHİ
: 03 Temmuz 2008
: 24 Haziran 2008
: 26 Eylül 2008
: 24 Haziran 2008
: 03 Temmuz 2008
: 24 Haziran 2008
     Korkuyorum anne...
     
     Korku-gerilim temalı hayatta kalma oyunları, çok uzun zamandan beri konsollara özel bir değer olarak PC oyuncularını kıskandırmıştı, son zamanlarda ise artık konsoldan sonra PC platformu için de bu tür oyunlar çıkmaya başladı neyse ki. Ancak şu da var ki bu günlerde şöyle adam gibi kaliteli korku-gerilim macera ve aksiyon oyunları ile karşılaşmak oldukça zor, nedeni basit. Donanım kabiliyetleri yükseldikçe ve güçlendikçe oyuncuların da beklentileri artar oldu, büyük, güzel, kafa patlatıcı bilmecelerle, tüyler ürpertici yaratıklarla dolu çetin hikayeleri olan oyunlar yaratmak giderek daha fazla çaba gerektirir hale geldi.
     
     Bu zorlu görevi üstlenme cesaretini en son gösteren Atari’nin Eden Games stüdyosu oldu, Alone in the Dark serisinin beşinci oyunu önce Haziran sonunda Xbox 360, PS2 ve Wii için, Temmuz’un ilk haftası da PC için çıkartarak bizi tekrar karanlığın içine götürüp bırakıverdi. PS3 sürümü ise 2008 sonbaharına ertelenmiş bulunuyor, bunun nedeni ise oyunun PS3 platformuna özel olarak tasarlanıp uyarlanacak olması, bu sürümü ayrıca özel bölüm içeriğine sahip olacak deniyor, PS3 versiyonuna çıkınca bakarız, şimdilik bir korku-gerilim oyunu olarak Alone in the Dark ne derece başarılı olmuş, PC ve Xbox 360 sürümlerine bakarak inceleyelim.
     

     
     Serinin beşinci oyunu olmasına rağmen Alone in the Dark 5 adıyla yayınlanmadı oyun her ne kadar kimi yerlerde öyle geçtiği olsa da, ki bir adı daha var onu da belirteyim ayrıca Alone in the Dark: Near Death Investigation. Ben sadece Alone in the Dark ismini kullanmayı tercih edeceğim. Oyun New York’un ünlü Central Park’ında geçiyor ve açıkçası bu oyun türünün öncülüğünü yapmış olan serinin önceki oyunları ile sadece ismen benzerliği var. Kahramanımız paranormal olaylar alanında uzmanlaşmış bir dedektif, kendisini yanmakta olan bir binada hafızasını kaybetmiş bir şekilde ve tehlikeli haydutların ortasında buluyor. Çok geçmeden adımızın Edward Carnby olduğunu öğreniyoruz, ağzı bozuk ve kaba bir adam ve bir takım şeytani işlere karışmış. Yıkılmak üzere olan binadan çıkmaya uğraşırken esas kızımız sanat tüccarı Sarah Flores ile tanışıyor ve ikili birlikte Central Park’a giderek Edward’ın geçmişini ve gizemli özellikleri olan bir taşın arkasındaki sırrı ortaya çıkartmaya başlıyorlar.  Bu arada oyunun sitesinde Central Park ile ilgili bazı enteresan bilgiler sunulmuş, ve oyunun hikayesi de genel olarak Central Park ile ilişkilendirilmiş gizemli yönler arasında bağlantı kurmaya çalışıyor.
     
     Ateş mi lazımdı?
     
     Sizler gibi ben de güzel bir hikaye beklerim bir oyunda, özellikle de adı böylesine büyük olan ve geçmişi olan bir oyunda. Ancak bunun yerine daha ilk dakika da artık suyu maksimum derecede çıkmış olan “hafızasını kaybetmiş” “paranormal vakalar dedektifi” karakterini kontrol ederken ve ne olduğunu bilmediğim acayip bir taşı taşırken buldum kendimi, ve bol miktarda iblis ile şavaşırken. Karizmatik olmaya çalışan banal tek kelimelik replikli maskulen karakterlere de alışkınız bol bol, ama bu arkadaş banalın da ötesinde oldukça bozuk bir ağıza sahip, Edward’ın ağzından ortalama dakikada bir küfür duymak olasıdan da öte bariz. Gerçekçi olmaya çalışmışlar belki ama Kemal Sunal tarzı kabalıktan öteye pek gidemiyor açıkçası o küfürler bu yaralı yüzlü arkadaşta, ayrıca korku-gerilim oyununda bu tarz abartılmış Hollywood tarzı replikler çok yapay kaçıyor. Yine de oyunu oynayan ergenlerin “off süper küfür etti” bakışları ile oyunu oynadıklarını hayal edebiliyorum.
     Ne yazık ki Alone in the Dark’ın yüzeyi çok derine inemiyor, hayal kırıklığına sebep olan tek şey yaratıcılık dışı hikaye değil ama. Central Park üzerinde kullanılmış bir çok yaratıcı fikir var aslen, ancak çok azı olması gerektiği gibi işliyor ve çoğu da başarısızlıkla sonuçlanıyor. Bunların sonucunda oyunda gevşek bir hava mevcut, tuğlalar sağlam ve güzel ama sıvası çok dandik, haliyle sağlıklı bir duvar yok, oyunun sonunda bol bol tutarsızlık, çileden çıkma ve çelişki geçiyor elimize. Oyun genel olarak beş bölümden oluşuyor ve her bölüm sonunda bir sonraki bölümün “teaser” videoları gösteriliyor.
     

     
     Alone in the Dark yapımcılarının oyuna gerçekçi alev ve yangın efektleri tatbik etmiş olmaları övünç duydukları bir nokta, ve bunu hakediyorlar gerçekten de. Alevlerin duvarları yalaması nefes kesici bir efekt sunuyor, oyundaki nesneler yanabiliyor ve düşmanlara karşı kullanılabiliyor, bilmeceler, özellikle de oyunun sonlarına doğru ateşin yıkıcı gücünden yararlanılarak çözülüyor ve alevler sayesinde karanlık koridorlarda yolunuzu bulabiliyorsunuz. Hatta kimi zaman alevler o kadar gerçekçi hareket ediyor ki birer ilüzyon olduklarını unutabilirsiniz, işte bu gerçek bir maharet. Sorun şu ki, ateş düşmanları öldürmenin yegane yolu, başlarda ilgi çekici geliyor ama çok geçmeden sıkıcı olmaya başlıyor. Her halükarda düşmanlardan kurtulmak için bir çok farklı yöntem mevcut; molotof kokteylleri atmak, araçları havaya uçurmak, eğreti meşaleler ve alevli nesneler kullanarak, düşmanlara alev almış bir mobilya ile dokunarak hayatta kalabiliyoruz, silahımız ise –ki koca oyunda sadece ve sadece tek bir tabancamız var- zarar vermekte bir işe yaramıyor düşmanlara. Tek şansınız kurşunların üstüne yanıcı bir madde döküp alevli kurşunlar yapıp ateş etmek, ki bu yöntem bile sadece düşmanların vücutlarında parlayan kızgın yaralara doğrudan isabet kaydederseniz işe yarıyor. Oyun boyunca patlayıcı nesnelere çok nadir erişebiliyoruz ve bu da Alone in the Dark’da düşmanları öldürmenin en etkili ve tutarlı yolunu yanan sandalyelerle onlara dokunmak olarak kılıyor. Çok eğlenceli değil mi?
     
     Karanlıkta Kimse Haykırmalarınızı Duyamaz
     
     AitD türündeki bir diğer ünlü oyun olan Resident Evil’da oyunun çeşitli yerlerine dağılmış depolama sandıkları vardır stokladığınız eşyalarınıza kolayca ulaşmanız için, gözlerim Alone in the Dark’ta da aradı ama maalesef oyun sizi ceketinizdeki bir kaç slot ile sınırlandırmakta ve her iki yanında sadece belirli kategoride obje bulunabiliyor. Oyunlarda envanterinizde bulunan eşyalar ile oynamak zahmetli bir iş oluyor zaten etrafta gerçek zamanlı olarak yaratıklar size saldırırken, bu oyunda üstüne bir de bu iş için ceketin ceplerini karıştırıp uğraşmak gerekiyor. Envanter erişimi gerçek zamanlı, yani ceplerinize bakarken oyun durmuyor, devam ediyor, yenilikçi bir yaklaşım, ama keşke daha kullanışlı olsaymış. Objeleri birleştirip yeni silah, alet ve eşyalar yapmak oyunun ana öğelerinden birisi ve pek iç açıcı değil. Şişeye fitil takıp birleştirmek isterseniz önce fitili seçmek zorundasınız, şişeyi seçerseniz olmaz. Neyin nasıl olması gerektiğini çözmek size kalmış, ve bu “nasıl” konusunun oldukça tutarsız olduğundan bahsetmeden geçemeyeceğim. Oyuna gerilim ve zorluk katması için tasarlanan şeyler bunlar yerine sizi mütemadiyen oyun içinde deliler gibi dolanıp eldiven parçaları ile çöp kutularını birleştirip tek kullanımlık silahlar yapmak zorunda olduğunuz bir duruma sürüklüyor. Bu “silahlar” da gerek düşmanlara gerekse çevreye karşı pek bir tutarsız işliyor, eğer işlerlerse tabii.
     

     
     Oyunun başında deri ceketli kahramanımızın etrafta bulunan objeler ile kapıları kırıp açabileceğini öğreniyoruz. Bu bazen işe yarıyor bazen yaramıyor. Kısmen bunun nedeni garip ve kullanışsız kontroller yüzünden, ve biraz da oyunun fizik motorunun ve çarpışma seziminin çok iyi işlememesinden kaynaklanıyor. Bazen kapılar ilk bir kaç vuruşta kırılıp açılıyorlar bazen ise menteşeler yerinden bile oynamıyor, geriye tek kalan patlayıcı koyup havaya uçurmak. Ki bazen bu yöntem bile tutarlı işlemiyor. Çelik bir kapının önüne bir şişe patlayıcı koyup silahla ateş ettiğinizde hiç bir şey olmayabiliyor kapıya, o zaman şişeyi fırlatıp tam kapının önünde havadayken vurmayı deneyin, parçalar halinde inecek kapı aşağıya. Oyuncunun zekasını ve yaratıcılığını ödüllendiren bir yapı mevcut oyunda ama yeni şeyler denemek her zaman risklidir, bir kaç kez ateşle oynayıp oranızı buranızı yaktıktan sonra yaratıcılığı bir kenara bırakmak isteyebilirsiniz.
     
     Bu kısıtlamalar ve tutarsızlakların üstüne bir de sarsak ve işlevsiz kontroller eklenince oyundan alınabilinecek zevk oldukça korkutucu boyutlara iniyor. Alone in the Dark birinci ve üçüncü şahıs kamera açılarını birlikte kullanıyor. Sürekli olarak kamera açısını değiştirmek durumundasınız çünkü standart “melee” saldırılar sadece üçüncü şahıstan yapılabiliyor ama silahınızı sadece birinci şahıstayken ateşleyebiliyorsunuz. Bir yandan bulmacaları çözmekle uğraşıp diğer yandan isimlerinin sonları “Z” ile biten yaratıklarla kapışırken bir o açıya bir bu açıya dönüp durmak sağlam sinirler gerektiriyor, ve sabır da.
     

     
     Sen Hiç Karanlıkta Şeytani Yaratıklarla Dans Ettin Mi?
     
     Kamera açıları iyi olsaydı bile oyunun dövüş sistemi eğlenceliden çok sinir bozucu olmak konusunda çok iddialı. Keşke güzel şeylerde bu kadar iddialı olabilse. Yakın dövüş silahları, balta ya da kürek misal, fareyi sağa sola oynatıp sallayarak kullanılıyor, fikir olarak güzel ancak iblislerle savaşan bir dedektif için biraz sakarca ve dikkatsiz kullanıyor kontrol ettiğimiz karakter bunları. Yandaki duvarlar aranızda 5, düşman ile 1 metre varken nasıl oluyosa elinizdeki sopayı duvara isabet ettirmeyi başarabiliyorsunuz. Karakterin ateşli olmayan silahlarla etkileşimi, kullanması hatta elinde onlar varken yürümesi, basamak veya merdiven çıkması bile bir garip. Oyundaki çeşitlilik azlığı ile birlikte pek zevkli değil bu. Hareket dinamiklerine keşke ateş efekt ve davranışlarına gösterdikleri özenin en azından üçte birini gösterseymiş yapımcılar. Kontrollerin PC’ye doğru dürüst aktarılmamış olması Central Park’ta gezinmeyi yeteri kadar zorlu bir eylem kılıyor, heleyine direksiyonun başına geçip dolaşmaktansa yürümeyi tercih ettim şahsen. Alone in the Dark’ın araçları doğru bir şekilde tasarlanmamış, ağırlık, manevra, hızlanma vb gibi teknik özellikleri sanki kafalarından atmışlar, kullanımı bir garip. Eden Games’in bir önceki oyununun Test Drive Unlimited olduğunu düşününce insanın kafasında soru işaretleri doğuyor. Oyunda üç tip araba var, taksi, polis aracı ve eski model klasik bir Amerikan sedanına benzeyen bir araç, Central Park’ı bu kartona benzeyen araçlarla dolaşmak gerçekten içaçıcı değil. Hikaye boyunca belli başlı üç adet araç kullanma görevi var, deneme yanılma yöntemi ile önceden yazılmış rastgele görünümlü olaylarla dolu bu görevleri bitirmek, tekrar, tekrar ve tekrar oynayıp oyunun rutinini ezberleyerek hallediliyor, bunun da ne kadar zevk öldürücü olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Araçları kullanmak için sigortalarını açıp kısa devre yaptırmak gerekiyor, mini bir oyun sekansı ile gerçekleştirilen bu kısa devre olayı başarısız olduğunuzda arabanın alarmını çalıştırıp düşmanları üstünüze çekiyor, ama aynı ekran ve aynı mini oyunu 6.kez yapmak olayı rutine bağlıyor.
     
     PC oyuncularının oyun kolu veya klavye-fare kontrol opsiyonlarını kullanma gibi bir avantajları var ve tüm tuşları istediğiniz gibi ayarlayabiliyorsunuz. Genel olarak da PC sürümünde bazı özelleştirme seçenekleri mevcut, ışık ve gölge ayarları ve çözünürlük gibi özelliklerle oynayabiliyorsunuz. Herhalde oyuncuların oyunun büyük bir kısmını atlayıp geçmek isteyeceklerini önceden görmüşler ki Alone in the Dark’a mantıklı bir DVD usulü menü sistemi koymuşlar, böylece ta en son bölümün başına kadar hızlı geçiş yapabiliyorsunuz. Bu şekilde hızlı geçme yapınca dizilerde gördüğümüz tarzda oraya kadar olanların bir özeti veriliyor. Oyun hikayesinde öyle çok dizilik, dramatik bir senaryo yok ama yine de güzel bir eklenti olmuş, oyunda bazı zorlayıcı ve sıkıcı kısımları es geçmenize olanak sağlıyor. Özellikle de bazı yerlerde oyunun çekilmez hale geldiğini düşününce çok daha değeri artıyor bu özelliğin.
     

     
     Oyundaki bilmeceler mantıklı bir biçimde ve güzelce tasarlanmış, sadece tek sorun bir kısmının yaratıcı olmadan kolayca çözülüyor olması, ve bir kısmının da bug’lı olması, bazen de ikisi birden. Mesela oyunun bir yerinde yeraltında bir depoda yukarıda bulunan bir yere çıkmanız gerekiyor, bunun için de bir forklifti kullanmanız gösteriliyor. Aracı kullanmayı öğrenip çıkmak için doğru yere getirdiğimde elbette bir yaratığın çıkması lazım tam da işimi halledecekken, ne de olsa bir korku-gerilim oyunu. Neyse, kaçınılmaz yaratığı yanan bir muftak sandalyesi ile dövdükten sonra geri gelince bir de ne göreyim, forklift duvarın yanında olduğu (yukarı çıkmak için duvara yakın olması gerekiyor) için tekrar içine giremiyor Edward, araca girmeye çalışırken anlamadığım bir sebepten dolayı karakterin ölmesi ise bambaşka bir eğlence. Oyun hikayesinin gidişatı ve sonu ile ilgili ipucu vermemeyi tercih ediyorum oynayacakların zevkini öldürmemek için, ama oynayacaklara uyarımı da yapayım, sakın ha oyunun sonundan büyük beklentiler duymayın, çünkü inanın çok daha iyi oyun bitişleri görebilirsiniz, hatta bugüne kadar gördükleriniz bile bu oyununkine boş bir suratla bakmanıza yeter de artar. Çok daha düşük teknolojik imkanlarla eskiden yapılmış onlarca macera oyununu düşününce gerçekten de insanın bazen grafiklerden önce hikayenin gelmesi gerektiğine olan inancını kanıtlıyor Alone in the Dark gibi oyunlar.
     

     
     Sonuç olarak, Alone in the Dark güzel fikirlere sahip bir oyun, ama hepsini birden denediği için çoğunlukla başarılı olamıyor. Görseller hoş, yangın ve ateş efektleri harika, yaratıcılık hususunda çabalanmış ama yine de sıkıcı dövüşler, sinir kontroller ve kötü bölüm tasarımı ve elbette basmakalıp bir hikaye oyunu “güzel” kavramından birazcık uzaklaştırıyor. Hatta derim ki çok fanatiği birisi iseniz Alone in the Dark serisinde, bu oyunu görmezden gelebilirsiniz. Gerçekten. Bazı oyun türlerine air klişeleri yıkmak adına uğraşmış yapımcılar, bunu görmedim değil, bu açıdan kutlanmayı hakediyorlar. Ancak bu demek değil ki kendisi de bazı klişeleri itina ile tekrar ediyor. Eski macera oyunları tadını biraz verebiliyor olması gözüme en çok hoş gelen yanı oldu, ama bu bile diğer hatalarını ve kötü yönlerini görmezden gelmeme engel olamıyor. Olmamış diyoruz ve yerine yolluyoruz.

Yorum eklemek için üye olmanız gerekmektedir.
Üyelik sayfamızdan ücretsiz üye olabilirsiniz.


 
(8 Yorum)

bu oyun MAX PAYNE'ye benziyor

12 Temmuz 2008 18:13
(720 Yorum)

oyunu kesin alacağım çok güzel

12 Temmuz 2008 22:13
(1 Yorum)

mükemmerl oyun.arkadaşlar tavsiye ederimm

13 Temmuz 2008 13:53
(720 Yorum)

GTA türü olsa güzel olurdu.Dışarıda dolaşırken yaratık öldürme falan.

14 Temmuz 2008 18:59
(231 Yorum)

Oyun sitelerde çok eleştirildi görüntü olsun kamera açıları olsun oynanabilirlik olsun ama bence gayet zevkli

15 Temmuz 2008 20:08
(720 Yorum)

çok zevkli

16 Temmuz 2008 21:25
(359 Yorum)

b oyun süper almayan çok şey kaçırır

20 Temmuz 2008 20:04
(359 Yorum)

new york un oyundaki hali süper

20 Temmuz 2008 20:05
(19 Yorum)

oyun çok güzele benziyo ama bizim burdaki cd cilerde iş yok arkadaşlar olsa hemen biticek tür oyun

21 Temmuz 2008 15:49
(11 Yorum)

arkadaş lar ben yeni girdim nasıl indiriliyo

23 Temmuz 2008 11:32
(6 Yorum)

canomer bu sitede oyun indirilmio oyunlar eleştiriliyor ..

23 Temmuz 2008 15:42
(231 Yorum)

Psp de oldugunu düşünsenize :D

24 Temmuz 2008 18:46
(15 Yorum)

Ben bu oyunu dün aldım manyak bi oyun grafikleri o kadarda beğenmedim ama süper bi oyun arabalı bölümü geçemedim bi türlü

29 Temmuz 2008 15:50
(15 Yorum)

Bence de oyun çok güzel.....

30 Temmuz 2008 12:26
(4 Yorum)

arkadaşlar ben denedim hakikaten güzel bir oyun grak olsun ses olsun tek sıkıntı silah tutucu hoşuma gitmedi daha iyi olabilirdi....

01 Ağustos 2008 23:04
(720 Yorum)

Grafikleri ve oynanabilirliği çok güzel.Oyunu daha bitiremedim ama en kısa zamanda bitirmek istiyorum sonunu çok merak ediyorum : )

02 Ağustos 2008 09:40
(2 Yorum)

ben genellikle strateji severim ama güzel 1 oyun

03 Ağustos 2008 09:18
(359 Yorum)

bu oyun psp de olsa süper olur

05 Ağustos 2008 16:49
(720 Yorum)

psp de aldım ben psp de olsa çok güzel olur

06 Ağustos 2008 12:06
(42 Yorum)

büyük hayal kırıklığı pc de oynamam yüklememden daha kısa sürdü.olmamışş atari karnene !!0!! verdim:))

09 Ağustos 2008 21:38
(9 Yorum)

bu oyunu aldım o kadar da zevkli değil bunun yerine resident evil önerrim

11 Ağustos 2008 16:29
(22 Yorum)

güzel oyun ama belli biyerden sonra sıkmaya başlıyor.

01 Eylül 2008 19:52
(2 Yorum)

oyun güzelde bi yerde takıldım yolların ayrıldığı bölümde yolun sonuna kadar gidiyorum yine yolun içine giriyorum yol kapalı bilen var sa söylesinnnnnnn

06 Eylül 2008 18:00
(7 Yorum)

görüntülerden baktım sürükleyici ama neyazıki cıkalı 2 ay oldu halla bulamadım karaborsasını :D

08 Eylül 2008 02:13
(8 Yorum)

oyunda yaralanma çok gusel olmuş .....bulmacalar ve silahları birleştirip kullanmak süper oynanması gereken oyunların başında

16 Eylül 2008 05:44
(1 Yorum)

bu oyun gerçekten çok güzel ps2 sini oynadım pc de oynamayı düşünüyorum tavsiye ederim ........................... ;) =)

07 Ekim 2008 16:30